Organik Kayısı Üretimi

Kayısı, Gülgiller (Rosaceae) familyasından olan kayısı (Prunus armeniaca), orta boylu bir meyve ağacıdır. Ağaç üzerinde oluşan meyveleri cevizden biraz iri boyuttadır ve turuncuya yakın sarı renktedir. Yapısına göre sulu, sert ve tatlı olabilir. Meyvenin çekirdeği bir adettir ve iç çekirdek de tüketilebilir. Ağaçta meyve oluşmadan önceki çiçekler pembe ya da beyaz renklerdedir.

organik kayısıKayısı ağacının boyu 4 metre ila 6 metre arasında değişmektedir. Nadir olarak 10 metreye kadar çıktığı olabilmektedir. Ağacın meyve öncesi sürecinde yapraklardan önce çiçekler oluşmaktadır. Meyveler oluştuğunda yeşil renktedir ve bu dönemde çağla olarak isimlendirilir.

Olgunlaştığında sarıya döner ve üzerinde pembemsi tonlar görülebilir. Hem yeni çıktığında hem olgunlaştığında meyvenin üzeri hafif tüylüdür. Bitkinin yaprakları mızrak benzeri bir formda, hafif uzun, kenarları dişlidir. Daha çok Akdeniz'e yakın ülkelerde, Asya ve Avrupa kıtalarında yetişmektedir.

Tarihi kaynaklara göre Orta Asya ve Batı Çin’i içerisine alan çok geniş bir bölgenin kayısının ana vatanı olduğu sanılmaktadır. Günümüzden 5000 yıl gibi çok uzun bir zaman önce kayısı bu bölgede bilinmekte ve tarımı yapılmaktaydı. Büyük İskender’in seferleri sırasında kayısı M.Ö. IV’yy’da Anadolu’ya getirilmiş yetişmesi için uygun iklim ve toprakları Anadolu’da bulunduğundan Anadolu kayısının ikinci vatanı olmuştur. M.Ö. I. Yy’da Roma ve Pers savaşları sırasında Ermeni tüccarlar tarafından önce İtalya’ya sonra da Yunanistan’a götürülmüştür. İtalya ve Yunanistan’dan diğer Avrupa ülkelerine geçişi uzun yıllar almış 13. Yy’da İspanya ve İngiltere, 17. Yy’da da Fransa ve Amerika’ya da götürülmüştür.

Kayısı ülkemizin yerli bitkilerinden olan ve tarihten önceki çağlardan beri tanınmakta bulunan erik meyvesi ile karıştırılarak buna ‘sarı erik’ veya yalnız ‘erik’ adı verilmiştir.

Mesela Maraş’ta kayısıya ‘sarı erik’, Erzincan da ise sadece ‘erik’ denmektedir. Aslında zerdali (Zerd-alu) terimi de sarı erik anlamına gelir.

Kayısı dünya üzerinde Asya’da İran ve Afganistan ; Avrupa da özellikle Akdeniz kıyılarında; Afrika ve Avustralya da ; Güney Amerika da, Arjantin ve Şili de; Amerika da ve Türkiye de geniş ölçüde yetiştirilmektedir.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Organik Bal Nasıl Anlaşılır?

Gerçek ve en iyi organik balı anlamanın yolu organik sertifikaya sahip olup olmadığını kontrol etmeniz gerekmektedir. Sertifika da incelemeniz gereken biri kimyasal analiz başlığının altında  “prolin analizi” değeridir. Prolin vücudunuz için gerekli ve sadece orijinal ballarda olan bir proteindir. Hakiki ballarda prolin değerinin Türk Gıda Kodeksine göre en az 300 olması gerekmektedir. Bu değer ne kadar yüksek olursa o kadar makbuldür. 

organik bal arısıİncelemeniz gereken 2. başlık altında ise iki önemli analiz kriterlerinden biri “C4 % Şeker” dir. Bu kriterin analiz değerinin %7 ye kadar olan değerler normal sayılmaktadır. %0 sadece en el değmemiş arazilerden sağlanmaktadır. Bu değer balda çiçek dışında başka bir kaynaktan gelen şeker olup olmadığının belirtisidir.

ikinci değer ise “Protein Bal Farkı” değeridir. Bu değer ile bala hile karışıp karışmadığı tespit edilir. 0’dan büyük her değer en makbül değer olarak kabul edilmektedir.

Organik Bal 

Organik bal coğrafyamızda binlerce yıldır tüketilen en faydalı gıdalar arasında kabul görmektedir. Ülkemizde endemik bitki örtüsünün bol olması sayesinde en değerli en kaliteli bala ulaşmak oldukça mümkündür. Organik bal üretiminde organik balın aroması ve besin değerleri  balın elde edildiği çiçeğin nektarına göre değişir. Her damak zevkine uygun bol çeşitli organik ballar bulunmaktadır. Bu çeşitler arasında kestane, ıhlamur, çam, çiçek, lavanta gibi çok sayıda bal bulunmaktadır. Organik balın kaliteli olduğu doğrudan balın üretildiği nektarın özelliğine bağlıdır. Nektar özelliklerine bağlı olarak organik bal rengi, kokusu, tadı ve kimyasal özelliklerine göre sınıflandırılmaktadır.

Organik Bal Çeşitleri Nelerdir?

İnsan ve ekosistemin sağlığını gözeten organik tarım, sağlıklı bitki ve hayvan yetiştiriciliği ile bölünmez bir bütün olarak ele almayı öngören bir tarım sistemidir. Ülkemizin her bölgesinin kendine has bir karakter özelliğe sahip olması nedeniyle birçok çeşitli organik bal çeşidine ulaşmak mümkündür. Arılar iki farklı kaynaktan bal elde etmektedirler. Bunlar çiçek ve salgı balı olarak sınıflandırılmaktadır. Salgı balı; çam ağacında yaşayan basra adı verilen bir böceğin şekerli salgısının arılar tarafından işlenmesiyle elde edilen özel bir bal çeşididir. Sonuç olarak çam balı diğer bal türlerine göre çiçek nektarlarından üretilmemektedir. Çam balının özel bir bal olmasının bir diğer nedeni de dünyada sadece Türkiye’de Ege ve Akdeniz bölgelerinde ve Yunanistan’ın kıyı kesimlerinde bulunduğu bilinmektedir.

Ülkemizde üretim alanının genişliğinden dolayı en çok tüketilen bal türü çiçek balıdır. Çiçek balı sadece bir bitkiden ya da farklı bitkilerden de elde edilebilir. Bal isimlendirilmesi bulunduğu bölgedeki mevsime göre isimlendirilmektedirler. Mevsimsel bal isimlendirilmesine örnek olarak anzer ve yayla ballarını verebiliriz. Süzme, pres, filtre ya da saf bal gibi bal hazırlama teknikleri bulunmaktadır. Bunların dışında satın alacağınız balları petek halinde de satışa sunulmaktadır. Bal fiyatları ve çeşitleri petek türüne göre değişebilir. Balmumundan oluşan ve %80’den fazla sırlanarak satışa sunulan ballar petek ballardır. Karakovan çeşidi ballar ise %100 sırlı ve kendi çerçevesi ile satılmaktadır.

En İyi Organik Bal Çeşidi Hangisidir?

En fazla çeşide sahip olan bal kategorisinde organik çiçek balları bulunur. En kaliteli  organik çiçek balları yüksek rakımlı yayla ve kırlarda kahvaltınıza lezzet ve şifa getirmesi için üretilmektedir. 

Nektarı toplanan çiçeklerin çeşitliliği bal kalitesini etkilemektedir. Balın lezzeti çiçek sayısı arttıkça zenginleşir. Bitki örtüsünün en zengin olduğu en fazla çiçek çeşidine sahip olan Doğu Anadolu ve DoğuKaradeniz yaylalarından elde edilen ballar en kaliteli ballar arasında yer almaktadır. 

En iyi bal çeşitlerinden olan yoğun aroma ve koyu kahverengi renge sahip kestane balı haziran ayı boyunca açan kestane ağacının çiçeklerinden elde edilen bal çeşididir. Kestane balı çiçek balı ile karşılaştırıldığında renk olarak koyu, koku olarak daha keskin ve kendine has özel bir tada sahiptir. 

Aromatik bal tercih edenlere özel ıhlamur balı mevcuttur. Çiçek balından koyu, kestane balına göre ise daha açık bir renge sahiptir. Ihlamur çiçeklerinin kendine has kokusuna sahip lezzetli bir bal çeşididir. 

Organik bal alışverişi yaparken her zaman güvenebileceğiniz bir markayı seçmeniz ve mutlaka organik sertifikaya sahip balları tercih etmelisiniz.

Organik Bal Nasıl Muhafaza Edilmelidir?

Organik balınızı 20-22°C sıcaklık aralığında, güneş ışığına maruz bırakmadan cam kaplarda muhafaza etmelisiniz. 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Himalaya Kaya Tuzu

Hint yarımadası 250-300 milyon yıl önce ada idi ve Asya kıtası ile çarpışması sonucu Himalaya dağları oluştu. Bu süreçte arada bulunan okyanus kurudu ve tuzu tektonik basınç neticesinde kristalleşti. Yani, ilkel bir denizden kalan bu tuz, günümüzün kristal kaya tuzudur.

himalaya tuzuGünümüzde; Himalaya dağlarının eteklerinden çıkarılan bu kristal kaya tuzuna tüm dünyada kısaca, Himalaya Tuzu denmektedir. Himalaya tuzu, Pakistan'ın Pencap bölgesinden çıkarılır. Genellikle pembemsi bir rengi bulunur. Mineral açısından zengin olan himalaya tuzu yüksek basınç altında kalarak kristalleşir. Dünyada en katıksız tuz olarak bilinen himalaya tuzu iyot, sodyum, kalsiyum ve fosfor açısından çok güçlüdür. 

Himalaya tuzu, 250-300 milyon yıl önceki temiz, okyanustan oluşmuş kristal kaya tuzu olduğu için mineral açısından dünyadaki en zengin tuz olduğu otoritelerce belirtilmektedir.

Himalaya tuzu suda çözünen tüm mineralleri bünyesinde barındırdığı gibi tektonik basınç nedeniyle de minerallerin molekül yapıları oldukça küçülmüştür.

Dışarıdan mineralleri alabiliriz. Ancak önemli olan bunlar; 1- bağırsaklarımızdan emilip kana geçebilmeli, 2- kana geçenler hücrelere nüfuz edebilmelidir. Çünkü büyük moleküllü maddelerin hem emilmeleri hem de hücrelere geçmeleri zordur. Bu yüzden en iyi mineral alma yolu sebze ve meyvelerdir. Şöyle ki kökleri vasıtasıyla topraktan bitkiye geçen mineraller fotosentez yolu ile bitkilerce sindirilirler ve insan ve hayvanların yararlanabileceği molekül yapısına, yani küçük molekül yapısına kavuşurlar.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İnsanlık Tarihinden Üzümün Önemi

Üzüm ve üzümle ilgili kavramlar (bağ, yaprak, şarap vb.) insan yaşamının her alanında önemli bir yere sahip olmuştur. Tarih boyunca insanların hem dini yaşamındaki inançlar konusunda hem de gündelik hayatlarında kullandıkları eşyalar ve yaşam alanlarındaki mimari eserlerde üzümle ilgili kavramların sembolleri yer almıştır. Bu durum üzüme verdikleri önemin bir göstergesidir. Bunun en büyük kanıtı ise geçmişten bugüne kadar gelen ve halen arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkan tarihi eserlerde bu sembollerin görülmesidir. Üzüm, mitolojik dönemden itibaren dünyanın en önemli meyvelerinden birisi olmaya devam etmiştir. Mitolojik dönemde tanrılara üzüm ve üzüm ürünleri adanmış, sanatsal eserlerde hep üzüm yer almıştır. Üzüm ve üzümden yapılan şarap tarihin her döneminde önemini korumuştur. Tek tanrılı dinler döneminde, özellikle Hristiyanlık dönemi olmak üzere dinsel bir anlam kazanan şarap büyük bir değere sahip olmuştur.

organik üzümAsmanın veya üzümün milyonlarca yıllık geçmişi olduğu bilinmektedir. Asmanın anavatanı ile ilgili farklı görüşler bulunmakla birlikte Hazar Denizi’nin güneyi, Kafkasya ve Kuzey Doğu Anadolu yöreleri asmanın anavatanı olarak kabul edilmektedir. Jeolojik ve arkeolojik araştırmalara göre günümüzden milyonlarca yıl önce asmanın dünyanın birçok yöresinde yetişmektedir. Yaklaşık 10.000 yıllık olduğu ortaya konan pres artığı üzüm çekirdekleri üzümden şarap yapılmasının insanlık tarihi kadar eski olduğunu göstermektedir. Buna bağlı olarak bağcılık kültürünün de aynı dönemde Anadolu’da başladığı bilinmektedir. Bağcılık tarihi Anadolu tarihi ve uygarlıkları ile iç içedir. Anadolu’da M.Ö. 2000 yıllarda büyük bir uygarlık kuran Hititler döneminde günümüze ulaşan birçok arkeolojik buluntu o dönemde bağcılığın ne kadar önemli olduğunun delilidir. Bu döneme ait kaya resimlerinde ve heykellerde üzüm ve şaraba ait figürler bol miktarda yer almaktadır. Hitit kanunlarında bağların ve ürünün korunmasına yönelik özel hükümlere yer almış, Boğazköy metinlerinde kuru üzümden bahsedilmiş olması Anadolu bağcılığının sosyolojik ve ekonomik açıdan önemini günümüze taşıyan diğer belgelerdir. Hititler zamanında asma ve şarap büyük önem taşımaktadır. Bunun en büyük delili arkeolojik kazıntılardan elde edilen buluntulardır. M.Ö. 1800-1550 yıllarında bağcılığın Anadolu ve Mezopotamya'da çok gelişmiş olduğu ve dini merasimlerde ve sosyal yaşantıda üzüm ve şarabın tanrılara adak olarak sunulduğu bu buluntularla ortaya konmuştur. Tarihte bağ ve bahçelerinin korumak adına bu günkü anlayışa uygun tarım yasalarını ilk defa kullanan uygarlık Hititlerdir (Oraman, 1965; Akşit, 1981). Geçmişte insanların önemli anlamlar yükleyerek hayatlarının her alanına dahil ettikleri üzümün tarihsel ve mitolojik geçmişine değineceğimiz bu makale ile farklı bir bakış açısından üzümün tarihsel geçmişi gözden geçirilecektir. Bağcılık ve şarapçılığın Anadolu’daki tarihi denince ilk olarak Hitit uygarlığı akla gelse de, Hititler bağcılığı Anadolu’da daha önce yaşamış halktan öğrenmişlerdir. Asurlular şarapçılık konusunda çok ilerlemiştir. Yine Asurlular kuru üzüm ve şarabı üretildikleri yerden başka yere taşıyarak ticaretini yapmışlardır. Diyarbakır’da yapılan kazılarda M.Ö. 1300’lü yıllara ait üzüm fosilleri ve şarapçılıkla ilgili aletlerin bulunmuş olması üzüm uygarlığının çok daha eskilere uzandığını göstermektedir. Bir bölgede bir ürünün kullanıldığının en önemli delillerinden birisi yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulardır. Özellikle yoğun olarak kullanılan veya tüketilen nesnelere ait kalıntılar arkeolojik kazılardan elde edilen vazgeçilemezlerdir. Anadolu üzümün tüketildiği ve binlerce yıldır kültürü yapılan bir coğrafyadır. Ülkemizde yapılan arkeolojik kazılarda değişik yörelerinde çıkarılan tarihi eserlerde üzümle ilgili şekil ve kabartmaların yer aldığı görülmektedir. Bu durum o yörede bağcılık kültürünün yaygın olduğunu gösteren en önemli delillerdir (Şekil 1). Ülkemizde her bölgede yapılan kazılarda bağcılıkla ilgili tarih öncesi devirlere ait önemli eserler bulunmuştur. Çanakkale Hisarlık bölgesinde 3000-4000 yıl öncesine ait üzüm çekirdeği fosilleri bulunmuştur. Yan yana birçok üzüm salkımı taşıyan M.Ö. 1750 yılına ait lamba Konya Karahöyük’de bulunmuştur

Anadolu ve Mezopotamya'da bağcılık birçok yörede yapılmıştır. Örneğin; Van’da Urartular'dan (M.Ö. 900– 600) kalan Menua (Semiramis, Samram) sulama kanalı ve çevresindeki asma bahçeleri eski belgelerde çokça anlatılmıştır.

Dünyanın yedi harikasından biri olan Babil’in Asma Bahçeleri Fırat kıyısında yer almaktadır. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan üç yapı dünyanın gözünü Babil’e çevirmiştir: Asma bahçelerin kalıntıları, Babil Kulesi ve çok görkemli bir cadde. Kazılarda bulunan ilk çağlardan kalma yazıtlar ve kil tabletler eski kaynaklarda adı Kraliçe Semiramis’in asma bahçeleri olarak geçen Babil’in asma bahçelerini ortaya çıkarmıştır.

Anadolu ve Mezopotamya uygarlıklarının tarihinde bağ ve şarap halkın geçiminde ve ticarette daima önemli bir rol oynamıştır. Tarih boyunca Anadolu ve Mezopotamya'da elde edilen üzümler çoğunlukla kuru ve yaş olarak tüketilirken bir kısmı da pekmez, bulama, pestil, lokum ve köfter şeklinde değerlendirilmiştir.

Üzümün farklı mitolojilerdeki yeri mitolojiler bilindiği gibi efsanelerden oluşmuştur. Mitolojide asma ve üzümle ilgili olarak anlatılan birçok efsaneye rastlanmaktadır. Bunlardan en yaygın olarak anlatılan efsane kısaca şu şekildedir: Nuh peygamberin gemisi karaya oturmuştu. Gemideki hayvanlar yiyecek bulmak için çevreye dağıldılar. İçlerinden bir keçi gemiye döndüğünde garip hareketlerde bulunarak diğer hayvanlara sebebi yokken toslamaktaydı. Nuh, ertesi gün keçiyi takip eder keçini ağaçlara dolanmış bir sarmaşık bitkisi olan asmanın meyvelerinden yediğini ve sonrasında neşelenip, sarhoş olduğunu görür. Bu sayede şarabı keşfeden Nuh, ne zaman şarap içse neşelenip, keyfe dalar. Bu durum şeytanın hoşuna gitmez, kavurucu nefesi ile üfleyip asmaları kurutur, sonra pişman olur. Asmaları tekrar yeşertmenin tek yolu, asmanın dibine yedi hayvanın kanının dökülmesidir. Kuruyan asma fidanlarının toprağına aslan, kaplan, köpek, ayı, horoz, saksağan ve tilki kanı dökülür ve bir yıl sonra asmalar yeşererek yeniden ürün verir. Sarhoş insanlar kendi mizaçlarına uygun hayvanın davranışını sergiler, yani bir aslan gibi güçlü ve cesur, kaplan kadar yırtıcı, ayı gibi kuvvetli, köpek gibi kavgacı, horoz kadar gürültücü, tilki gibi kurnaz ve saksağan kadar geveze olurlar (Hehn, 1998). Bu gün bile bu davranış şeklinin devam ettiğine inanılmaktadır. Bu anlayış nedeniyle özellikle köpek gibi kavgacı, horoz kadar gürültücü, saksağan kadar geveze olan sarhoştan uzak durulmaya devam edilmektedir. Mitolojik dönemde asma, üzüm ve şaraba verilen önem oldukça yüksektir. Tanrıların üzüm ve şarabın bereketli olmasında büyük rol oynadığına inanılmış, bazı bölgelerde üzümün bereketli olması için tanrılara kurban dahi kesilmiştir. İtalya’da bağların iyi ürün vermesi adına yılda iki kere Jüpiter için bayram düzenlenirdi. İlk bayram asma çiçek açtığında, ikincisi yılın ilk ürünü tadıldığında yapılırdı. Bu bayramda baş tanrıya dişi bir koyun kurban edilir ve ardından bir salkımın suyu sıkılarak tanrıya sunulurdu (Hehn, 1998). Mitolojik döneme ait asmanın önemini anlatan birçok efsaneye rastlamak mümkündür. Bunlardan bazıları asmanın ne kadar değerli bir bitki, üzümün ne kadar değerli bir meyve, şarabın ne kadar değerli bir içki olduğunu anlatmaktadır. Diğer yandan, asma ve üzümün nasıl ortaya çıktığını anlatmak üzere ortaya konmuş eserlerin de sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.Kral Oineus’un babasının adı “bitki” anlamına gelen Phytios’dur. Aitolia kralı Oretheus’un köpeği doğum yapmış ve bir odun doğurmuştur. Oretheus bu mucizenin bir anlamı olduğunu düşünerek odun parçasını toprağa gömer. Bir süre sonra gömdüğü yerden harika üzümler veren bir asma çıkar. Bunun üzerine Oretheus doğan oğlunun ismini Phytios koyar. Tesadüf budur ki Phytios’un oğlu olan Oineus da şaraba ismini veren kral olmuştur (Hehn, 1998). Üzüm ve şarapla ilgili efsaneler bunlarla sınırlı değildir. Yapılan kazılardan elde edilen bulgu ve buluntular daha birçok efsaneyi işaret etmektedir. Tek tanrılı dinlerden olan Hristiyanlığın en kutsallarından birisi konumunda şarap karşımıza çıkmaktadır. İskenderiyeli Clement İsa için “büyük üzüm salkımı, bizim uğrumuza ezilmiş olan Logos” betimlemesini yapar. İsa öleceğini anladığında on iki havarisini toplar, ekmeği ve şarabı kutsadıktan sonra onları havarileri arasında bölüştürür, onlara ekmeğin kendi bedeni ve şarabında kanı olduğunu söyler. İsa havarilerine tanrının hükümdarlığında tazesini tadıncaya kadar bir daha bu bağın ürününden içmeyeceğini söyler. O günden sonra İsa tutuklanıp çarmıha gerilir. Askerler İsa’ya ekşi şarap uzatarak alay etmişlerdir. Ancak İsa o bağın ürününü asla tatmamıştır

www.ekozelorganik.com

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İncirin Tarihçesi

İncir ağacı tabiat ananın mucizelerinden biridir. Lezzetine doyum olmayan meyvesiyle, binlerce yıldır bıkıp usanmadan ödüllendirmektedir. Kuşaklar boyunca hep bolluğun ve bereketin simgesi olarak görülmüştür. 

Organik Kuru İncirEski Yunan Uygarlığı’nda incir yaprağından örülmüş taçlar, doğurganlığın sembolü olarak gururla taşınmıştır. Yüzyıllar boyunca incir yaprağı hediye etmek, karşı tarafı ödüllendirmek olarak kabul edilmiştir. İncirin insan için taşıdığı önem o kadar büyük olmuştur ki, kutsal kaynaklarda incirden cennet meyvesi olarak bahsedilmiştir.  

Siddharta Guatama’nın Budizm’in temelini oluşturan ilhamı, incir ağacının altında otururken aldığı bilinmektedir.  

İncirden sıkça söz eden Eski Ahit, incirden esinlenmiş imge ve benzetmelerle doludur. İncir ağacının gölgesinde oturmak ya da bunların meyvelerinden tatmak, dingin, huzur dolu bir varoluşu tatmakla eş anlamlı gibidir.  

Museviler bugün bile Fısıh Bayramı kutlamalarında geleneksel yiyecek olarak inciri kullanırken, İncil’de de cennet bahçesinde yetişen bir ağaç olarak tanımlanmakta ve kutsal bir meyve olması nedeniyle Noel kutlamalarının vazgeçilmez besini olarak gösterilmektedir.  

Sümerler ve eski Mısırlılar zamanında da yetiştirildiği bilinse de, Anadolu toprakları incirin anavatanı olarak kabul edilmektedir. Tarihçi Herodot, MÖ 484 yılında Anadolu’da yetişen enfes incirlerden övgüyle söz etmektedir. İncirin botanik bilimindeki ismi olan “Ficus Carica” da, Ege Bölgesi’ndeki antik yerleşim alanı “Caria”dan gelmektedir. İncir, daha sonra Anadolu topraklarından Orta Doğu, Hindistan ve Çin’e yayılmış, dünya çapında tanınır hale gelmiştir.

Organik kuru incir, ülkemiz geleneksel organik kuru meyve ihracatı içinde önemli yeri olan tarımsal ürünlerimizden biridir.

https://www.ekozelorganik.com

  ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Basmati Pirinçi Tarifi

Pirinçlerin kraliçesi olarak bilinen basmati pirinç MÖ 400 yıllarında Asya’da üretilmeye başlanmıştır. Ve adı (Sanskritçe’de) “Parfüm, Parfümlü” kelimesinden türetilmiştir.

Organik Basmati PirinçOrganik Basmati Pirinç Pilavı Tarifi İçin Malzemeler

1su bardağı basmati pirinç

2 su bardağı sıcak su

1 yemek kaşığı tereyağı

2 yemek kaşığı sıvı yağ

1 tatlı kaşığı tuz

2 tatlı kaşığı zerdeçal

Pilavınızın tane tane ve lezzetli olması için pirincinizi bolca yıkayarak üstündeki nişastalardan arındırın. Ardından yaklaşık yarım saat ılık su da bekletin ve kavurmadan önce suyunu iyice süzerek alın.Böylece pişirme süresi kısalır, pilavınız daha lezzetli ve besleyici olur. Pilavı pişirirken içine bir miktar limon suyu eklerseniz rengi beyazlaşır.

  1. Tereyağı ve sıvı yağı tenceremize koyup, ısıtıyoruz.
  2. Sonrasında pirincimizi ekleyip, 2-3 dakika orta ateşte kavuruyoruz.
  3. Kavrulan pirinçlerimize sıcak suyumuzu ekleyip, tuzunu ilave ediyoruz.
  4. Kısık ateşte, yaklaşık 10 dk. suyunu çekene kadar pişirelim.

https://www.ekozelorganik.com

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Slow Food Nedir?

Slow Food, tüm insanların kendileri için iyi olan, onu yetiştirenler için iyi ve gezegen için iyi olan yiyeceklere erişebileceği ve tadını çıkarabileceği bir dünya tasavvur eder.

Slow FoodSlow Food felsefesinin yaklaşımı birbiriyle bağlantılı üç ilkeyle tanımlanan bir gıda kavramına dayanmaktadır: iyi, temiz ve adil.

İYİ: kaliteli, lezzetli ve sağlıklı yiyecek

TEMİZ: çevreye zarar vermeyen üretim

FUAR: tüketiciler için erişilebilir fiyatlar ve üreticiler için adil koşullar ve ödeme

Slow Food, kâr amacı gütmeyen eko-gastronomik bir sivil toplum kuruluşudur. 1986 yılında İtalya’da Carlo Petrini ve 62 arkadaşı tarafından ulusal bir hareket olarak başlatılmış, 1989 yılında Paris’te 15 ülkeden delegelerin imzalarıyla uluslararası bir statü kazanmıştır.

Carlo Petrini, 50’li yaşlarda, sosyoloji eğitimi aldıktan sonra politika alanında çalışmış, doğduğu ve halen yaşadığı yörenin köklerine sıkı sıkıya bağlı, geleneksel tarım ve yemek kültürleri ile biyoçeşitliliğin korunmasına kendini adamış biridir. Fast food’un en önemli temsilcilerinden biri olan McDonald’s’ın Roma’da ilk şubesini açtığını görünce, kültürel mirası ve biyoçeşitliliği koruma düşüncesiyle, yaşamımızı tekdüzeleştirmeye çalışanlara karşı Slow Food hareketini başlatmıştır. https://www.slowfood.com/

Carlo Petrini’ye göre yediklerimiz ‘temiz’ bir şekilde doğaya, insan sağlığına ve hayvan refahına zarar vermeden üretilmiş olmalı, üreticiler emeklerinin karşılığını ‘adil’ olarak almalı ve yediklerimizin tadı ‘iyi’ olmalıdır.

Günümüz dünyasının, ‘modernlik’ adı altında hayatın gerçek ritminden koparak hızlanmasına ve doğallığını yitirmesine tepki olarak ortaya çıkan ve hareket noktasını yemek kültüründen alan Slow Food, biyoçeşitliliği korumayı, yerel olana dönmeyi, çevre duyarlılığını arttırmayı ve insana odaklanmayı misyon edinmiştir. Yiyecek üreticileri arasındaki bir ağdır ve üreticiler hareketin ana kaynağıdır. Yiyeceklerimizin kimler tarafından, nasıl üretildiğini bilmek ve bu konuda farkındalık yaratmak Slow Food’un en önemli ilkesidir. Ziraat, ekoloji ve kaybolan kültürel mirasın korunması konularında aktiftir. Hareketin gönüllüleri ‘tüketici’ değil, ‘yardımcı üretici’dir. Slow Food, yiyecek üreticileri ile yardımcı üreticiler arasında iletişim sağlar. Basit bir gurme organizasyonu değil, çok yönlü bir harekettir. Amaçları şunlardır:

- Doğayı ve biyoçeşitliliği korumak.

- Hayatın ritmiyle uyumlu olmak.

- Kültürel mirası korumak.

- Geleneksel bilgiyi yüceltmek.

- Yerel üreticiye destek olmak.

- Yiyeceği tanımak ve nasıl üretildiğini bilmek.

- Çiftçi, işçi ve köylünün ürettiği eşsiz ürünlere ulaşmaya çalışmak.

- Lezzet eğitimleri vermek ve bu eğitimleri yaygınlaştırmak.

- Soframızı bir şenliğe dönüştürmek.

Manifestonun amacı, yalnızca McDonalds’a tepki göstermek değil bunun yanı sıra küreselleşen ve toplu üretilen yiyeceklerin yerine bir alternatif geliştirmektir. 160’dan fazla ülkede yaklaşık 100 bin üyesi olan Slow Food Hareketinin başlangıcı olarak bu manifesto kabul görmüştür. Slow Food Manifestosuna göre, biyo çeşitliliğin tehlikede olması, tadın artık standart bir hale gelmesi, çevresel tahribat, küçük ölçekli işletmelerin yok olması, sebze, meyvelerin ve tahılların yok olma tehlikesi ve küresel kimlik kaybı gibi olumsuz sonuçlar bulunmaktadır. Sonuç olarak bu hareket anti kapitalizmi kendine ana hedef edinmiştir. Küreselleşme sonucu hem gelenekselden uzaklaşılacağını hem de yiyecek üretim ve tüketim sisteminin bozulacağını vurgulamaktadır.

https://www.ekozelorganik.com/

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Antik Mezopotamya’da Tarım

Tarım, eski Mezopotamya'daki ana ekonomik faaliyetti. Başta kurak iklim olmak üzere sert kısıtlamalar altında faaliyet gösteren Mezopotamyalı çiftçiler, ekonomiye egemen olan kurumların gözetiminde ilk devletlerin, ilk şehirlerin ve daha sonra bilinen ilk imparatorlukların gelişimini desteklemelerini sağlayan etkili stratejiler geliştirdiler: kraliyet ve taşra sarayları, tapınaklar ve seçkinlerin nüfuz alanları. Her şeyden önce tahıl (özellikle arpa) ve koyun yetiştiriciliğine odaklandılar, aynı zamanda baklagillerin yanı sıra güneyde hurma ağaçları ve kuzeyde üzüm yetiştirdiler.

Antik Mezopotamya'da TarımGerçekte, kültürel farklılıklarla büyük ölçüde örtüşen iki ana ekolojik alana karşılık gelen iki tür Mezopotamya tarımı vardı. Daha sonra Babil olan Sümer ve Akkad toprakları olan güney veya Aşağı Mezopotamya'nın tarımı neredeyse hiç yağmur almadı ve tapınak mülkleri tarafından denetlenen, ancak yüksek getiri sağlayabilen büyük ölçekli sulama işleri gerektirdi. Sonunda Asur olacak olan Kuzey veya Yukarı Mezopotamya'nın tarımı, çoğu zaman kuru tarıma izin verecek kadar yağışa sahipti, böylece sulama ve büyük kurumsal mülkler daha az önemliydi, ancak getiriler de genellikle daha düşüktü.

İklim

Yakın Doğu'da yerleşik tarımın erken gelişimini tanımlayan modeller geliştirilirken, iklim ve bitki örtüsünün yeniden yapılandırılması dikkate alınmaktadır. Sırasında buzul dönemi, daha düşük sıcaklıklar veya daha yüksek olduğu düşünülmektedir kuraklık seyrek veya hiç sonuçlandı orman örtüsü benzer step alanında tipi arazi Zagros Dağları günümüz Türkiye ve Suriye topraklarında ve değişen orman örtüsü. Eski zamanlarda yaprak döken meşe ağaçlarının hakim olduğu Kuzeybatı Suriye'nin, MÖ 10.000 ile MÖ 7000 yılları arasında bugün olduğundan daha az kurak olduğu düşünülüyor. Bilim adamları, yabani tahıl otlarının muhtemelen orman örtüsüyle birlikte buzul sığınağından batıya, Zagros'a doğru yayıldığına inanıyorlar.

Nehirler

Dicle Modern bölgesinde akan Musul Yukarı Mezopotamya'da.

Bölgeyi adını verir Mezopotamya'nın iki ana su yollarına, olan Fırat ve Dicle gelen akış, Anadolu'ya için Basra Körfezi. [2] [3] Fırat yaklaşık 2.800 km uzunluğunda ve Dicle yaklaşık 1.900 km'dir. Onların rejim yağmurlar Yukarı Mezopotamya'da düştüğünde eriyen kar ve sonucunda bahar aylarında yüksek debili, pluvial-deniz tiptedir. Bu, daha çok alan Dicle ile vurgulanır kolları gelen Zagros Fırat Üst Mezopotamya'da sadece küçük bir kollarından sahipken, bunun tabii ikinci bölümünde. Dolayısıyla, özellikle daha düz bölgeleri geçtiği ve Suriye'de akışını yavaşlatan geniş bir virajı olduğu için üretimi daha zayıftır. Dicle için Nisan ayında ve Fırat için Mayıs ayında (hasattan kısa bir süre sonra veya hasat sırasında) nehir selleri böylece ilkbaharda meydana gelir. Onların baseflow zaman, en büyük ısı anda yaz aylarında ortaya çıkar evapotranspirasyon özellikle güneyde, çok yüksek. Yıl boyunca akış hızının değişkenliği çok büyük - 4: 1'e kadar. Deşarj güney Mezopotamya'nın tarım toplulukları ele alındığını özellikle de kıyısında oldu böylece Fırat ve onun sel, Dicle göre daha zayıf olduğu tespit edilmiştir. Bu bölgede zemin çok düzdür ve çatallaşmaya neden olur, bu da adalar ve bataklıkların yanı sıra elbette antik çağda birkaç kez meydana gelen ani değişikliklere neden olur. Her iki nehirde, onları çevreleyen ovanın seviyesinin üzerine çıkaran alüvyon taşıyor ve onları çevreleyen arazinin sulanmasını kolaylaştırıyor. Bununla birlikte, sellerinin ciddi hasara neden olma potansiyeline sahip olduğu ve geniş bir alanı kaplayabileceği anlamına da geliyordu. Bölgenin düzlüğü aynı zamanda yeraltı suyu bölgesi ile dere yatağının çok yakın olması anlamına geliyordu ve bu da sel dönemlerinde yükselmelerine neden oluyordu. Modern zamanlarda, Dicle ve Fırat oluşturmak üzere bir araya Şat'tül Arap ardından debouches Basra Körfezi'nde, ancak alüvyon birikimi ile yavaşça oluşturulduğu için antik dönemde, kendi delta, şimdiye kadar güney ulaşmadı.

Mezopotamya'daki diğer su yolları, Dicle ve Fırat'a akan nehirlerdir. Birincisinin kolları Zagros'tan gelir; kuzeyden güneye onlar Büyük Zap, Küçük Zap ve Diyala'dır. Dik rölyef ve içinden geçtikleri geçitlerin yanı sıra, Nisan / Mayıs'ta büyük sellere yol açan bahardaki kar erimesi nedeniyle, kursları hızlı bir akışa sahiptir. Dicle'de son bulan büyük miktarda alüvyon taşırlar. Fırat güney onu karşılamak iki kolu vardır Jazirah: Balikh ve Habur .

Toprak

Mezopotamya'daki toprak, çoğunlukla kurak iklimlerde normal olan türdendir: ana kayanın üzerinde çok verimli olmayan sığ bir tabaka. Genellikle bitki büyümesini sağlayan besleyici elementlere sahip kireçtaşı veya alçıtaşı içerirler, ancak sadece köklerin büyüyebileceği dar bir tabakaya sahiptirler. Yukarı Cezire'nin vadilerinde ve menfezlerinde daha derin toprak bulunur. Aşağı Cezire ve Aşağı Mezopotamya'nın daha kurak bölgelerinde ise toprak genellikle seyrek ve çok sığdır (solonchak ve fluvisol tipleri) ve çoğunlukla jipsten oluşur. Kolayca bozulurlar ve sulama hem erozyonunu hem de tuzlanmasını hızlandırır. [7] [8] Bununla birlikte, Güney Mezopotamya topraklarının yoksulluğu ve kırılganlığı, büyük ölçüde sulama için uygun düz arazi alanıyla telafi edilmektedir. Kuzeyde ise aksine, daha iyi toprak vardır, ancak daha az arazi vardır ve yağıştaki değişimden kaynaklanan daha fazla risk vardır. [9]

İnsan altyapısı

Mezopotamya çiftçileri, arazinin potansiyelini artırmak ve risklerini azaltmak için bir dizi şey yaptı. Oluşturdukları altyapı, özellikle ekinlerin büyümesi için nehirden su temininin gerekli olduğu güneydeki sulama ağlarının oluşturulması yoluyla araziyi derinden değiştirdi. Metinsel kaynaklar sayesinde Mezopotamya kırsalının görünümünü ve çiftçiler tarafından kullanılan farklı arazi türlerini yeniden inşa etmek kısmen mümkündür.

Mahsul

Mezopotamya Neolitik dönemdeki gelişmelerin sınırındaydı ve tarım ve hayvancılığın kökenleri Toroslar, Levant ve Zagros'ta gerçekleşti, ancak Yakın Doğu'da meydana gelen büyük değişikliklerin ikinci aşamasına açıkça katıldı. "ikinci tarım devrimi" veya hayvancılık durumunda "ikincil ürünlerin devrimi" olarak anılan MÖ 4. binyılın seyri. [34] [35] Bu değişiklikler, saban ve sulamanın icadını takiben tahıl yetiştiriciliğinin genişlemesi ile karakterize edildi; otlatıcılığın yayılması, özellikle yün için koyun yetiştirilmesi, aynı zamanda sığır ve eşek gibi yük hayvanları ve süt hayvanları; hurma, zeytin, üzüm vb. meyve ağaçlarının yetiştirilmesi. Bunlara ilk devletlerin, ilk şehirlerin kurulması eşlik etti ve bu kurumlar, geniş tahıl tarlalarına ve büyük koyun sürülerine sahipti.

Bu zamandan itibaren Mezopotamyalılar çok çeşitli tarımsal ürünlere ve ayrıca önemli miktarda evcil hayvana sahip oldular. Bu topluluk, Mezopotamya dışından ithalatla ve yerel yeniliklerle (metalurjinin yükselmesiyle aletlerin iyileştirilmesi, yeni bitki ve hayvan türleri, vb.) Binlerce yıl boyunca artırılmaya devam etti. Antik çağ boyunca, tarımsal üretim, başta arpa ve koyun (güneydeki hurma ağaçları ile birlikte) olmak üzere bazı temel unsurlara odaklanır. Ancak bahçeler, özellikle baklagiller sayesinde besin kaynaklarının çeşitlenmesini sağladı. Avlanma, balıkçılık, bataklık ve ormanların sömürülmesi gibi yan faaliyetlerin tarımı gerekli tamamlayıcı unsurlar olduğu unutulmamalıdır.

https://www.ekozelorganik.com

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Organik Yulaf Ezmesi

Yulaf, besleyicilik değeri yüksek bir lif ve besin kaynağıdır. İçerdiği mineraller açısından zengin bir besindir. Yulaf ezmesi de son yıllarda yoğun talep gören doyurucu ve besleyici bir besin alternatifi olarak karşınıza çıkmaktadır. Yulaf ezmesi; kilo kontrolü sağlamak isteyenlerin ve sağlıklı beslenmeyi önemseyenlerin gözde tahıllarındandır.

Organik Yulaf EzmesiBunun nedeni, besleyici içeriği ve sağlıklı bir karbonhidrat kaynağı olmasıdır. Yoğurtla, sütle, haşlayarak ya da çiğ olarak tüketebileceğiniz yulaf, birçok lezzeti bir araya getirmenize de yardımcı olur. Kan şekerini yavaş yavaş yükselterek uzun süre tok kalmanızı sağlayan organik yulaf ezmesi kahvaltılarda ve ara öğünlerde rahatlıkla tüketilebilir.

Kolay hazırlanan bir besin olmasına rağmen tek öğünde yüksek oranda protein almanıza yardımcı olur. Bu nedenle kahvaltılık olduğunda güne dinç  ve enerjik başlamanızı, ara öğünlerde ise hafif hissetmenizi sağlar.

Organik Yulaf Ezmesi Hangi Tariflerle Kullanılır?

Meyvelerle nefis bir uyum yakalayan glütensiz yulaf ezmesi, sağlıklı tatlıların da lezzet sırlarındandır. Biraz meyve, puding ya da muhallebi ile hazırlayacağınız tatlınıza yulaf ezmesini ekleyerek hem sağlıklı hem de hafif lezzetler elde edebilirsiniz. Glütensiz yulaf ezmesinin kullanıldığı başlıca tariflerden biri de granola tarifidir. Ekozel Organik Glütensiz Yulaf Ezmesi, favori meyveleriniz, biraz pekmez ve balı karıştırıp fırınlayarak kolayca elde edebileceğiniz granola'yı hem tek başına ara öğün olarak hem de kahvaltılarda bir miktar süt ekleyerek tüketebilirsiniz. Aynı zamanda sağlıklı kurabiyeler hazırlamak için hamurunuzu yulaf ezmesi ile yapmayı deneyebilir, keklerinize blender'dan geçirilmiş yulaf kepeğini ekleyebilirsiniz. Yulaf genellikle meyvelerle yakıştırıldığı için, en çok karşınıza çıkacak tarifler muz, çilek, elma ve hurma gibi meyvelerle ve kuru yemişlerle hazırlanan yulaf ezmesi tarifleridir. Fakat siz tercihinize göre avokado, nar, peynir vb. malzemelerle hazırlayacağınız salatalarınıza hatta pancake'lerinize bile yulaf ezmesi ekleyebilirsiniz.

Elmalı Tarçınlı Yulaf Lapası Tarifi

Elmalı tarçınlı yulaf lapası tarifi ile sizlerde hem sağlıklı hem de lezzetli bir menü hazırlayabilirsiniz. Hem besleyici hem de lezzetli olması nedeniyle birçok kişi tarafından tercih edilen elmalı tarçınlı yulaf lapası kolay hazırlanışı ile yalnızca bir kaç dakikanızı alacak. Yulaf Ezmesi ile hazırlanan lapasını en lezzetli hali ile tüketmek için ihtiyacınız olan malzemeler:
1 adet elma 5 yemek kaşığı bir otar yulaf ezmesi bir çay kaşığı tarçın bir su bardağı tam yağlı süt isteğe göre bir tatlı kaşığı bal 45 adet ceviz içi 1 adet incir
Yıkamış olduğunuz elmanın bir kısmını rendeleyerek kalan kısmını küçük küpler halinde kesip bir kaba doldurunuz. Biotar yulaf ezmesini bir kapta kısık ateşte pişirin bir miktar kaynadıktan sonra sütü ilave ederek pişirmeye devam ediniz. Kıvamına ara ara kontrol ederek lafı olduğunda pişirme işlemini sonlandırabilirsiniz pişirme işlemi bittikten sonra balı tarçını ve üzerine süs olarak ceviz ve dilimlenmiş olduğunu incirleri serpiştirme bilirsiniz.

Besin Değerleri/100g.:

Enerji : 357 kcal

Toplam Yağ : 5,5 g

Doymuş Yağ : 1,5 g

Karbonhidrat : 60,9 g

Şekerler : 0,6 g

Protein : 12,6 g

Tuz : 0,1 g

https://www.ekozelorganik.com

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Organik Bitki Çayı

Bitki çayları nasıl demlenir?

Bitki çaylarının hepsi aynı şekilde demlenmez. Bitki çaylarından bazıları normal çay demlemesi gibi bazıları da kaynatılmalı ya da haşlatılmalıdır. Bu ayrımı genel anlamda yaprak ve kök bitki çayı olarak ayırmak daha doğru olacaktır.

Yaprak bitki çayı demleme: Ihlamur, adaçayı, melisa, papatya, kekik çayı, yeşil çay, sinameki, anason, biberiye, gül, kuşburnu, hibisküs gibi şifa deposu bitkilerin demlenmesi yaprak bitki çayı demleme sınıfında yer alır.

Yapılışı: Sert olmayan, pH 7-8 seviyelerinde, serbest klor miktarı düşük, kireçsiz sular tercih edilmeli. Su taze kaynamış olmalı Sonrasında çayını yapacağınız bitkinin yaprağı, kaynatıldıktan sonraçayın yanmaması için en az 2 dakika dinlenmiş suya eklenir. Demlenme sırasında tüm yaprakların aynı şekilde ıslanması sağlanmalı. Sonrasında 5-10 dakika çayın demlenmesi ile birlikte tüketilebilir. Sonrasında önceden hafif ısıtılmış ya da soğuk olmayan bardaklarda servis edilmesi önemli. Tercihen porselen ya da cam demliklerde demlenmeli. 

Kök bitki çayı demleme:Tarçın, zencefil gibi sert bitkiler, kök bitki çay demleme grubunda yer almaktadır.

Yapılışı: Aynı miktarda bitki ve su bir kaba konularak 15-20 dakika haşlanır. Sonrasında bir süzgeç yardımı ile çıkan suyu süzerek içmeye hazır hale getirebilirsiniz. Tatlandırma için bal veya limon tercih edilebilir.

Bu genellemenin dışında şunu söylememiz çok daha doğru olacaktır: Aslında çayı demleyen kişi bir nevi bu işin üstadı olmuştur. Çayı ne kadar koyacağını ne zaman açacağını deneyerek ayarlamıştır. Mevcut kısıtlara göre (su, demlik, bardak) kendi damak tadına göre en iyi harmanı kendi seçmiş ya da karıştırmıştır.

https://www.ekozelorganik.com