Sertifikalı Organik Ürünlere Güvenelim mi?

organik tarimSertifikalı Organik Ürünlerin üretilmesi ve tüketilmesine yönelik tüketicilerin hakları 03.12.2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmış, 10.06.2005 tarihinde ‘Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’ ile uygulamaya girmiştir. Üretici, tüketici hakları kanun ve yönetmeliklerle korunmaktadır. Bir ürünün Sertifikalı Organik özellikler taşıyıp taşımadığı akredite laboratuvarlardan alınan raporlar ve alınan raporların sonuçlarını kanunlar çerçevesinde değerlendirme yetkisine sahip ‘Kontrol ve Sertifikasyon Kuruluşları’ belirler.

Sertifikalı Organik Ürün Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Sertifikalı Organik ürün paketlerinin üstünde yer alan etiketlerde matbu olarak basılmış‘Organik Ürün Logosu’*yer almalıdır.
Sertifikalı Organik ürün paketinin üstünde yer alan etikette kanunla yetkilendirilmiş ‘Kontrol ve Sertifikasyon Kuruluşu’nun adı, kuruluşun faaliyet ve denetim kodu bulunmak zorundadır.
Tüketici satın almak istediği her bir ürün için, üreticiye ait ‘Müteşebbis Sertifikası’ ve üretimi yapılan ürüne ait güncel tarihli ‘Organik Ürün Sertifikası’nı satış noktasından istemek, görmek ve incelemek hakkına sahiptir.

Yukarıda yer alan haklar açıkta satılan taze sebze ve meyveler içinde geçerlidir. 

Sattığı veya ürettiği ürünün organik olduğunu iddia edenler, üreticiye ait ‘Müteşebbis’, ürüne ait güncel tarihli ‘Organik Ürün’ sertifikalarını tüketiciye sunamadıkları takdirde, sattıkları ürünler organik özelliği taşımamaktadır ve ‘kesinlikle kandırılıyorsunuz’. Müteşebbise ve ürüne ait güncel organik ürün sertifikalarına sahip olmayan kurum ve kişilerin sözlerine güvenmeyin.

Doğal Diye Bir Gıda Çeşidi  Var Mıdır?

Doğal diye bir gıda çeşidi yoktur. Örnek vermek gerekirse; domates veya patates üreten bir makine yoktur.

Tüm tarım ürünlerinin kökleri vardır, ister açık ister kapalı alanlarda doğal olarak yetişmektedirler.

Önemli olan ürünlerin içinde yer alan kimyasallar ve kalıntıların bilimsel olarak ölçülebilmesidir.

Yaşadığımız gezegende başta tarım alanları olmak üzere hangi ortamın Neden? ve Nasıl? kirlenmiş veya

kirlenmekte olduğunu ancak bilimsel metotlarla tespit edebiliyoruz. Bu nedenle doğal tarım ve doğal gıda diye sizlere

sunulan ve satılan ürünleri tüketirken haklarımızı koruyan kanunlar yoktur. Üretiminin ve ürünlerinin ‘doğal’ olduğunu

iddia eden kuruluş ve kişilerin sözlerine güvenerek, gözle düşünüp, size sunulan ortam ve anlatımlara kanarak sağlığınızı

riske atmayınız.

Sertifikalı Organik Sadece Bir Ürün Çeşidi Midir?

Sertifikalı Organik sadece bir ürün değil, bir yaşam biçimi ve felsefesidir. Sertifikalı Organik Ürünleri tüketirken;
Doğanın bilimsel olarak korunmasına ve korunan alanların yine bilimsel olarak çoğalmasına neden oluyorsunuz.
Sertifikalı Organik Ürünlerin tarladan tüketiciye kadar her aşaması kayıt altında izlenmektedir. Bu nedenle Sertifikalı Organik Ürünlerin ticareti sadece resmi evraklarla gerçekleştirilmektedir. Sertifikalı Organik Ürünleri tüketerek kayıt dışı ticarete ve vergi kaçakçılığına engel olmaktasınız.
Sertifikalı Organik Ürün üreten kuruluşlarda çalışanların hakları ve çalışma ortamları da Kontrol ve Sertifikasyon Kuruluşları denetlenmektedir. Sertifikalı Organik Ürünler tüketerek çalışanların hakları ve çalışma ortamlarının iyileştirilmesine katkıda bulunmaktasınız.

Organik ürünlerle konvansiyonel ürünlerin fiyat farkı nereden kaynaklanıyor?

Gıdada ve sağlıkta, kalite ve güvence fiyattan daha önemlidir. Sağlıklı gıdaya verilen bedel, koruyucu bir önlem olarak, hastalıktan, hastane ve ilaç masraflarından da uzak tutar. Bununla birlikte pahalılık göreceli bir kavram. Konvansiyonel ürünlerle karşılaştırma, birim maliyetler üzerinden yapıldığında ve sürüm de dikkate alındığında çoğu üründe organik ürün daha adil olabiliyor. Yani konvansiyonel bir ürünün market satış fiyatıyla, üretim maliyetleri arasındaki fark, organik bir ürünün satış fiyatıyla üretim maliyetleri arasındaki farktan daha yüksek olabiliyor.

Yoğun emek gücüne dayalı olan organik tarımda yabani otlara karşı pestisitler yerine daha fazla iş gücüne başvurulması, organik girdilerin (tohum, tuzaklar, organik mücadele ilaçları, organik gübreler, organik yem vb.) pahalılığı, kontrol, sertifikasyon ve analiz bedellerinin maliyeti etkilemesi, geçiş sürecinde profesyonel destek ve danışmanlık yoksunluğundan kaynaklı verim kayıplarının yaşanması, katma değerli ürünler (salça, un, bisküvi, kuru meyveler, peynir vb.) için hem ürünün üretiminde hem de işlenmesi sırasında çifte kontrol, analiz ve sertifikasyon maliyetlerinin olması ve organik ürünlere talebin az oluşu, pazar ağının/pazarlama alternatiflerinin darlığı gibi nedenler maliyetlere yansıyarak fiyat farkının oluşmasına sebep olabiliyor.

Organik tarımda GDO’lu veya hibrit tohumlar kullanılıyor mu?

Tohum meselesi yaşamımız ve ekosistem için oldukça önemli. Ancak bu konuda bir kısmı bilinçli olarak yayılan, bir kısmı da farkında olmaksızın oluşan bir bilgi kirliliği var. Tüketicilerin organik/ekolojik ürün kavramı ile yerel/atalık tohum, popülasyon kavramını birbirlerinden ayırması gerekmektedir.

Ülkemize GDO’lu tohum ithalatı ve üretimi yasaktır. Ancak hayvan yemine izin verildiği için konvansiyonel hayvancılık sektörü büyük ölçüde GDO’lu yem kullanmaktadır. Organik tarım mevzuatları ise GDO’lu ve ilaçlı tohumlara izin vermez iken yerel çeşitlere, organik sertifikalı standart ve hibrit (ilaçlanmamış olması kaydı ile) tohumlara izin verir. 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Organik Kayısı Üretimi

organik kayısıKayısı, Gülgiller (Rosaceae) familyasından olan kayısı (Prunus armeniaca), orta boylu bir meyve ağacıdır. Ağaç üzerinde oluşan meyveleri cevizden biraz iri boyuttadır ve turuncuya yakın sarı renktedir. Yapısına göre sulu, sert ve tatlı olabilir. Meyvenin çekirdeği bir adettir ve iç çekirdek de tüketilebilir. Ağaçta meyve oluşmadan önceki çiçekler pembe ya da beyaz renklerdedir.

Kayısı ağacının boyu 4 metre ila 6 metre arasında değişmektedir. Nadir olarak 10 metreye kadar çıktığı olabilmektedir. Ağacın meyve öncesi sürecinde yapraklardan önce çiçekler oluşmaktadır. Meyveler oluştuğunda yeşil renktedir ve bu dönemde çağla olarak isimlendirilir.

Olgunlaştığında sarıya döner ve üzerinde pembemsi tonlar görülebilir. Hem yeni çıktığında hem olgunlaştığında meyvenin üzeri hafif tüylüdür. Bitkinin yaprakları mızrak benzeri bir formda, hafif uzun, kenarları dişlidir. Daha çok Akdeniz'e yakın ülkelerde, Asya ve Avrupa kıtalarında yetişmektedir.

Tarihi kaynaklara göre Orta Asya ve Batı Çin’i içerisine alan çok geniş bir bölgenin kayısının ana vatanı olduğu sanılmaktadır. Günümüzden 5000 yıl gibi çok uzun bir zaman önce kayısı bu bölgede bilinmekte ve tarımı yapılmaktaydı. Büyük İskender’in seferleri sırasında kayısı M.Ö. IV’yy’da Anadolu’ya getirilmiş yetişmesi için uygun iklim ve toprakları Anadolu’da bulunduğundan Anadolu kayısının ikinci vatanı olmuştur. M.Ö. I. Yy’da Roma ve Pers savaşları sırasında Ermeni tüccarlar tarafından önce İtalya’ya sonra da Yunanistan’a götürülmüştür. İtalya ve Yunanistan’dan diğer Avrupa ülkelerine geçişi uzun yıllar almış 13. Yy’da İspanya ve İngiltere, 17. Yy’da da Fransa ve Amerika’ya da götürülmüştür.

Kayısı ülkemizin yerli bitkilerinden olan ve tarihten önceki çağlardan beri tanınmakta bulunan erik meyvesi ile karıştırılarak buna ‘sarı erik’ veya yalnız ‘erik’ adı verilmiştir.

Mesela Maraş’ta kayısıya ‘sarı erik’, Erzincan da ise sadece ‘erik’ denmektedir. Aslında zerdali (Zerd-alu) terimi de sarı erik anlamına gelir.

Kayısı dünya üzerinde Asya’da İran ve Afganistan ; Avrupa da özellikle Akdeniz kıyılarında; Afrika ve Avustralya da ; Güney Amerika da, Arjantin ve Şili de; Amerika da ve Türkiye de geniş ölçüde yetiştirilmektedir.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Organik Bal Nasıl Anlaşılır?

organik bal arısıGerçek ve en iyi organik balı anlamanın yolu organik sertifikaya sahip olup olmadığını kontrol etmeniz gerekmektedir. Sertifika da incelemeniz gereken biri kimyasal analiz başlığının altında  “prolin analizi” değeridir. Prolin vücudunuz için gerekli ve sadece orijinal ballarda olan bir proteindir. Hakiki ballarda prolin değerinin Türk Gıda Kodeksine göre en az 300 olması gerekmektedir. Bu değer ne kadar yüksek olursa o kadar makbuldür. 

İncelemeniz gereken 2. başlık altında ise iki önemli analiz kriterlerinden biri “C4 % Şeker” dir. Bu kriterin analiz değerinin %7 ye kadar olan değerler normal sayılmaktadır. %0 sadece en el değmemiş arazilerden sağlanmaktadır. Bu değer balda çiçek dışında başka bir kaynaktan gelen şeker olup olmadığının belirtisidir.

ikinci değer ise “Protein Bal Farkı” değeridir. Bu değer ile bala hile karışıp karışmadığı tespit edilir. 0’dan büyük her değer en makbül değer olarak kabul edilmektedir.

Organik Bal 

Organik bal coğrafyamızda binlerce yıldır tüketilen en faydalı gıdalar arasında kabul görmektedir. Ülkemizde endemik bitki örtüsünün bol olması sayesinde en değerli en kaliteli bala ulaşmak oldukça mümkündür. Organik bal üretiminde organik balın aroması ve besin değerleri  balın elde edildiği çiçeğin nektarına göre değişir. Her damak zevkine uygun bol çeşitli organik ballar bulunmaktadır. Bu çeşitler arasında kestane, ıhlamur, çam, çiçek, lavanta gibi çok sayıda bal bulunmaktadır. Organik balın kaliteli olduğu doğrudan balın üretildiği nektarın özelliğine bağlıdır. Nektar özelliklerine bağlı olarak organik bal rengi, kokusu, tadı ve kimyasal özelliklerine göre sınıflandırılmaktadır.

Organik Bal Çeşitleri Nelerdir?

İnsan ve ekosistemin sağlığını gözeten organik tarım, sağlıklı bitki ve hayvan yetiştiriciliği ile bölünmez bir bütün olarak ele almayı öngören bir tarım sistemidir. Ülkemizin her bölgesinin kendine has bir karakter özelliğe sahip olması nedeniyle birçok çeşitli organik bal çeşidine ulaşmak mümkündür. Arılar iki farklı kaynaktan bal elde etmektedirler. Bunlar çiçek ve salgı balı olarak sınıflandırılmaktadır. Salgı balı; çam ağacında yaşayan basra adı verilen bir böceğin şekerli salgısının arılar tarafından işlenmesiyle elde edilen özel bir bal çeşididir. Sonuç olarak çam balı diğer bal türlerine göre çiçek nektarlarından üretilmemektedir. Çam balının özel bir bal olmasının bir diğer nedeni de dünyada sadece Türkiye’de Ege ve Akdeniz bölgelerinde ve Yunanistan’ın kıyı kesimlerinde bulunduğu bilinmektedir.

Ülkemizde üretim alanının genişliğinden dolayı en çok tüketilen bal türü çiçek balıdır. Çiçek balı sadece bir bitkiden ya da farklı bitkilerden de elde edilebilir. Bal isimlendirilmesi bulunduğu bölgedeki mevsime göre isimlendirilmektedirler. Mevsimsel bal isimlendirilmesine örnek olarak anzer ve yayla ballarını verebiliriz. Süzme, pres, filtre ya da saf bal gibi bal hazırlama teknikleri bulunmaktadır. Bunların dışında satın alacağınız balları petek halinde de satışa sunulmaktadır. Bal fiyatları ve çeşitleri petek türüne göre değişebilir. Balmumundan oluşan ve %80’den fazla sırlanarak satışa sunulan ballar petek ballardır. Karakovan çeşidi ballar ise %100 sırlı ve kendi çerçevesi ile satılmaktadır.

En İyi Organik Bal Çeşidi Hangisidir?

En fazla çeşide sahip olan bal kategorisinde organik çiçek balları bulunur. En kaliteli  organik çiçek balları yüksek rakımlı yayla ve kırlarda kahvaltınıza lezzet ve şifa getirmesi için üretilmektedir. 

Nektarı toplanan çiçeklerin çeşitliliği bal kalitesini etkilemektedir. Balın lezzeti çiçek sayısı arttıkça zenginleşir. Bitki örtüsünün en zengin olduğu en fazla çiçek çeşidine sahip olan Doğu Anadolu ve DoğuKaradeniz yaylalarından elde edilen ballar en kaliteli ballar arasında yer almaktadır. 

En iyi bal çeşitlerinden olan yoğun aroma ve koyu kahverengi renge sahip kestane balı haziran ayı boyunca açan kestane ağacının çiçeklerinden elde edilen bal çeşididir. Kestane balı çiçek balı ile karşılaştırıldığında renk olarak koyu, koku olarak daha keskin ve kendine has özel bir tada sahiptir. 

Aromatik bal tercih edenlere özel ıhlamur balı mevcuttur. Çiçek balından koyu, kestane balına göre ise daha açık bir renge sahiptir. Ihlamur çiçeklerinin kendine has kokusuna sahip lezzetli bir bal çeşididir. 

Organik bal alışverişi yaparken her zaman güvenebileceğiniz bir markayı seçmeniz ve mutlaka organik sertifikaya sahip balları tercih etmelisiniz.

Organik Bal Nasıl Muhafaza Edilmelidir?

Organik balınızı 20-22°C sıcaklık aralığında, güneş ışığına maruz bırakmadan cam kaplarda muhafaza etmelisiniz. 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Himalaya Kaya Tuzu

himalaya tuzuHint yarımadası 250-300 milyon yıl önce ada idi ve Asya kıtası ile çarpışması sonucu Himalaya dağları oluştu. Bu süreçte arada bulunan okyanus kurudu ve tuzu tektonik basınç neticesinde kristalleşti. Yani, ilkel bir denizden kalan bu tuz, günümüzün kristal kaya tuzudur.

Günümüzde; Himalaya dağlarının eteklerinden çıkarılan bu kristal kaya tuzuna tüm dünyada kısaca, Himalaya Tuzu denmektedir.

Himalaya tuzu, 250-300 milyon yıl önceki temiz, okyanustan oluşmuş kristal kaya tuzu olduğu için mineral açısından dünyadaki en zengin tuz olduğu otoritelerce belirtilmektedir.

Himalaya tuzu suda çözünen tüm mineralleri bünyesinde barındırdığı gibi tektonik basınç nedeniyle de minerallerin molekül yapıları oldukça küçülmüştür.

Dışarıdan mineralleri alabiliriz. Ancak önemli olan bunlar; 1- bağırsaklarımızdan emilip kana geçebilmeli, 2- kana geçenler hücrelere nüfuz edebilmelidir. Çünkü büyük moleküllü maddelerin hem emilmeleri hem de hücrelere geçmeleri zordur. Bu yüzden en iyi mineral alma yolu sebze ve meyvelerdir. Şöyle ki kökleri vasıtasıyla topraktan bitkiye geçen mineraller fotosentez yolu ile bitkilerce sindirilirler ve insan ve hayvanların yararlanabileceği molekül yapısına, yani küçük molekül yapısına kavuşurlar.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

İnsanlık Tarihinden Üzümün Önemi

organik üzümÜzüm ve üzümle ilgili kavramlar (bağ, yaprak, şarap vb.) insan yaşamının her alanında önemli bir yere sahip olmuştur. Tarih boyunca insanların hem dini yaşamındaki inançlar konusunda hem de gündelik hayatlarında kullandıkları eşyalar ve yaşam alanlarındaki mimari eserlerde üzümle ilgili kavramların sembolleri yer almıştır. Bu durum üzüme verdikleri önemin bir göstergesidir. Bunun en büyük kanıtı ise geçmişten bugüne kadar gelen ve halen arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkan tarihi eserlerde bu sembollerin görülmesidir. Üzüm, mitolojik dönemden itibaren dünyanın en önemli meyvelerinden birisi olmaya devam etmiştir. Mitolojik dönemde tanrılara üzüm ve üzüm ürünleri adanmış, sanatsal eserlerde hep üzüm yer almıştır. Üzüm ve üzümden yapılan şarap tarihin her döneminde önemini korumuştur. Tek tanrılı dinler döneminde, özellikle Hristiyanlık dönemi olmak üzere dinsel bir anlam kazanan şarap büyük bir değere sahip olmuştur.

Asmanın veya üzümün milyonlarca yıllık geçmişi olduğu bilinmektedir. Asmanın anavatanı ile ilgili farklı görüşler bulunmakla birlikte Hazar Denizi’nin güneyi, Kafkasya ve Kuzey Doğu Anadolu yöreleri asmanın anavatanı olarak kabul edilmektedir. Jeolojik ve arkeolojik araştırmalara göre günümüzden milyonlarca yıl önce asmanın dünyanın birçok yöresinde yetişmektedir. Yaklaşık 10.000 yıllık olduğu ortaya konan pres artığı üzüm çekirdekleri üzümden şarap yapılmasının insanlık tarihi kadar eski olduğunu göstermektedir. Buna bağlı olarak bağcılık kültürünün de aynı dönemde Anadolu’da başladığı bilinmektedir. Bağcılık tarihi Anadolu tarihi ve uygarlıkları ile iç içedir. Anadolu’da M.Ö. 2000 yıllarda büyük bir uygarlık kuran Hititler döneminde günümüze ulaşan birçok arkeolojik buluntu o dönemde bağcılığın ne kadar önemli olduğunun delilidir. Bu döneme ait kaya resimlerinde ve heykellerde üzüm ve şaraba ait figürler bol miktarda yer almaktadır. Hitit kanunlarında bağların ve ürünün korunmasına yönelik özel hükümlere yer almış, Boğazköy metinlerinde kuru üzümden bahsedilmiş olması Anadolu bağcılığının sosyolojik ve ekonomik açıdan önemini günümüze taşıyan diğer belgelerdir. Hititler zamanında asma ve şarap büyük önem taşımaktadır. Bunun en büyük delili arkeolojik kazıntılardan elde edilen buluntulardır. M.Ö. 1800-1550 yıllarında bağcılığın Anadolu ve Mezopotamya'da çok gelişmiş olduğu ve dini merasimlerde ve sosyal yaşantıda üzüm ve şarabın tanrılara adak olarak sunulduğu bu buluntularla ortaya konmuştur. Tarihte bağ ve bahçelerinin korumak adına bu günkü anlayışa uygun tarım yasalarını ilk defa kullanan uygarlık Hititlerdir (Oraman, 1965; Akşit, 1981). Geçmişte insanların önemli anlamlar yükleyerek hayatlarının her alanına dahil ettikleri üzümün tarihsel ve mitolojik geçmişine değineceğimiz bu makale ile farklı bir bakış açısından üzümün tarihsel geçmişi gözden geçirilecektir. Bağcılık ve şarapçılığın Anadolu’daki tarihi denince ilk olarak Hitit uygarlığı akla gelse de, Hititler bağcılığı Anadolu’da daha önce yaşamış halktan öğrenmişlerdir. Asurlular şarapçılık konusunda çok ilerlemiştir. Yine Asurlular kuru üzüm ve şarabı üretildikleri yerden başka yere taşıyarak ticaretini yapmışlardır. Diyarbakır’da yapılan kazılarda M.Ö. 1300’lü yıllara ait üzüm fosilleri ve şarapçılıkla ilgili aletlerin bulunmuş olması üzüm uygarlığının çok daha eskilere uzandığını göstermektedir. Bir bölgede bir ürünün kullanıldığının en önemli delillerinden birisi yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulardır. Özellikle yoğun olarak kullanılan veya tüketilen nesnelere ait kalıntılar arkeolojik kazılardan elde edilen vazgeçilemezlerdir. Anadolu üzümün tüketildiği ve binlerce yıldır kültürü yapılan bir coğrafyadır. Ülkemizde yapılan arkeolojik kazılarda değişik yörelerinde çıkarılan tarihi eserlerde üzümle ilgili şekil ve kabartmaların yer aldığı görülmektedir. Bu durum o yörede bağcılık kültürünün yaygın olduğunu gösteren en önemli delillerdir (Şekil 1). Ülkemizde her bölgede yapılan kazılarda bağcılıkla ilgili tarih öncesi devirlere ait önemli eserler bulunmuştur. Çanakkale Hisarlık bölgesinde 3000-4000 yıl öncesine ait üzüm çekirdeği fosilleri bulunmuştur. Yan yana birçok üzüm salkımı taşıyan M.Ö. 1750 yılına ait lamba Konya Karahöyük’de bulunmuştur

Anadolu ve Mezopotamya'da bağcılık birçok yörede yapılmıştır. Örneğin; Van’da Urartular'dan (M.Ö. 900– 600) kalan Menua (Semiramis, Samram) sulama kanalı ve çevresindeki asma bahçeleri eski belgelerde çokça anlatılmıştır.

Dünyanın yedi harikasından biri olan Babil’in Asma Bahçeleri Fırat kıyısında yer almaktadır. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan üç yapı dünyanın gözünü Babil’e çevirmiştir: Asma bahçelerin kalıntıları, Babil Kulesi ve çok görkemli bir cadde. Kazılarda bulunan ilk çağlardan kalma yazıtlar ve kil tabletler eski kaynaklarda adı Kraliçe Semiramis’in asma bahçeleri olarak geçen Babil’in asma bahçelerini ortaya çıkarmıştır.

Anadolu ve Mezopotamya uygarlıklarının tarihinde bağ ve şarap halkın geçiminde ve ticarette daima önemli bir rol oynamıştır. Tarih boyunca Anadolu ve Mezopotamya'da elde edilen üzümler çoğunlukla kuru ve yaş olarak tüketilirken bir kısmı da pekmez, bulama, pestil, lokum ve köfter şeklinde değerlendirilmiştir.

Üzümün farklı mitolojilerdeki yeri mitolojiler bilindiği gibi efsanelerden oluşmuştur. Mitolojide asma ve üzümle ilgili olarak anlatılan birçok efsaneye rastlanmaktadır. Bunlardan en yaygın olarak anlatılan efsane kısaca şu şekildedir: Nuh peygamberin gemisi karaya oturmuştu. Gemideki hayvanlar yiyecek bulmak için çevreye dağıldılar. İçlerinden bir keçi gemiye döndüğünde garip hareketlerde bulunarak diğer hayvanlara sebebi yokken toslamaktaydı. Nuh, ertesi gün keçiyi takip eder keçini ağaçlara dolanmış bir sarmaşık bitkisi olan asmanın meyvelerinden yediğini ve sonrasında neşelenip, sarhoş olduğunu görür. Bu sayede şarabı keşfeden Nuh, ne zaman şarap içse neşelenip, keyfe dalar. Bu durum şeytanın hoşuna gitmez, kavurucu nefesi ile üfleyip asmaları kurutur, sonra pişman olur. Asmaları tekrar yeşertmenin tek yolu, asmanın dibine yedi hayvanın kanının dökülmesidir. Kuruyan asma fidanlarının toprağına aslan, kaplan, köpek, ayı, horoz, saksağan ve tilki kanı dökülür ve bir yıl sonra asmalar yeşererek yeniden ürün verir. Sarhoş insanlar kendi mizaçlarına uygun hayvanın davranışını sergiler, yani bir aslan gibi güçlü ve cesur, kaplan kadar yırtıcı, ayı gibi kuvvetli, köpek gibi kavgacı, horoz kadar gürültücü, tilki gibi kurnaz ve saksağan kadar geveze olurlar (Hehn, 1998). Bu gün bile bu davranış şeklinin devam ettiğine inanılmaktadır. Bu anlayış nedeniyle özellikle köpek gibi kavgacı, horoz kadar gürültücü, saksağan kadar geveze olan sarhoştan uzak durulmaya devam edilmektedir. Mitolojik dönemde asma, üzüm ve şaraba verilen önem oldukça yüksektir. Tanrıların üzüm ve şarabın bereketli olmasında büyük rol oynadığına inanılmış, bazı bölgelerde üzümün bereketli olması için tanrılara kurban dahi kesilmiştir. İtalya’da bağların iyi ürün vermesi adına yılda iki kere Jüpiter için bayram düzenlenirdi. İlk bayram asma çiçek açtığında, ikincisi yılın ilk ürünü tadıldığında yapılırdı. Bu bayramda baş tanrıya dişi bir koyun kurban edilir ve ardından bir salkımın suyu sıkılarak tanrıya sunulurdu (Hehn, 1998). Mitolojik döneme ait asmanın önemini anlatan birçok efsaneye rastlamak mümkündür. Bunlardan bazıları asmanın ne kadar değerli bir bitki, üzümün ne kadar değerli bir meyve, şarabın ne kadar değerli bir içki olduğunu anlatmaktadır. Diğer yandan, asma ve üzümün nasıl ortaya çıktığını anlatmak üzere ortaya konmuş eserlerin de sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.Kral Oineus’un babasının adı “bitki” anlamına gelen Phytios’dur. Aitolia kralı Oretheus’un köpeği doğum yapmış ve bir odun doğurmuştur. Oretheus bu mucizenin bir anlamı olduğunu düşünerek odun parçasını toprağa gömer. Bir süre sonra gömdüğü yerden harika üzümler veren bir asma çıkar. Bunun üzerine Oretheus doğan oğlunun ismini Phytios koyar. Tesadüf budur ki Phytios’un oğlu olan Oineus da şaraba ismini veren kral olmuştur (Hehn, 1998). Üzüm ve şarapla ilgili efsaneler bunlarla sınırlı değildir. Yapılan kazılardan elde edilen bulgu ve buluntular daha birçok efsaneyi işaret etmektedir. Tek tanrılı dinlerden olan Hristiyanlığın en kutsallarından birisi konumunda şarap karşımıza çıkmaktadır. İskenderiyeli Clement İsa için “büyük üzüm salkımı, bizim uğrumuza ezilmiş olan Logos” betimlemesini yapar. İsa öleceğini anladığında on iki havarisini toplar, ekmeği ve şarabı kutsadıktan sonra onları havarileri arasında bölüştürür, onlara ekmeğin kendi bedeni ve şarabında kanı olduğunu söyler. İsa havarilerine tanrının hükümdarlığında tazesini tadıncaya kadar bir daha bu bağın ürününden içmeyeceğini söyler. O günden sonra İsa tutuklanıp çarmıha gerilir. Askerler İsa’ya ekşi şarap uzatarak alay etmişlerdir. Ancak İsa o bağın ürününü asla tatmamıştır

www.ekozelorganik.com